Kavramlar Arasındaki Küçük Farklar…

5210227226_668ab8596f_o

Fotoğraf Rui Fernandes

Disiplin; insanların,  toplumların, ülkelerin hayatlarında önemli bir kavramdır. Başarının kapısını açan en önemli anahtarlardan birisidir. Ama “disiplin” kavramı birçok farklı yerde farklı anlamlarda kullanılabiliyor. Söz gelimi eğitimde disiplin; eğitilenin kurallara uygun hareket etmesi, verilen görevleri yerine getirmesi, kazandırılmak istenen davranışları kazanmasıdır. Ya da “bütçe disiplini” dendiğinde gelirlerle giderler arasında dengeyi anlarız.

Bazen bilgiler ve kurallar bütünü olan bir alana bilim değil de disiplin deriz. Matematik kurallar bütünüdür ama bilim değildir.. Çünkü bilime konu olacak bir nesnesi, doğada bir karşılığı yoktur. Ama doğadaki, çevremizdeki nesnelerin niceliklerini anlatır.Doğada 2 diye bir şey yoktur. Ama iki elma vardır. Küre diye bir şey de yoktur. Ama küre biçiminde meyveler, toplar, gezegenler vardır. İşte nesneler arasındaki nicelik ilişkilerini anlamamıza yardımcı olan matematik bir disiplindir.

Sözü çok uzattık galiba…

Demem o ki; felsefe de bir bilim alanı değil bilimler üstü bir disiplindir. Matematik, Doğadaki nesneler hakkındaki bilgilerimizi nicelik olarak ifade ediyor, Felsefe ise bir şeyi enlemesine, boylamasına anlayabilmemiz için gerekli soruları sormamızı sağlıyor.

Bilimler, kendi alanlarındaki bilgilerin sistematik bir toplamıdır. Felsefe ise “bilgelerin…“ Hani geçen sayıdaki yazımızda tanımlamıştık ya: “Bilgeliği sevmek” diye .. Bilge sorular sorar. Aldığı cevaplarla da söz konusu şeyi aklında daha önceki tecrübelerine uygun hale getirir. Tıpkı dünyayı yeni anlamaya başlayan bir çocuk gibi.. Saf ve basit sorular, ilk gözlemler, tecrübeler, ve saf, tertemiz bilgiler.. Kaynağı kendi gözlem ve deneylerine dayanan kesin bilgiler.

Her bilim dalının nesnelerinin de illaki “nesnel” olması gerekmez. Su, üç hali ile fiziğin konusu, elementlerine ayrıldığında kimyanın konusu, Bir canlının dokusunu oluştururken biyolojinin konusu, Baraj yapılırken mühendislerin konusu, vesaire vesaire… Hangi nesneyi hangi bağlamda ele aldığınıza bağlı biraz da…

Bakın; kavramları analiz ettiğimizde ne kadar ince farklar nelere yol açabiliyor. Özellikle de toplum bilimlerini ilgilendiren kavramlarda nüanslar o kadar önemli ki …

Hep şu iki kavram kafamı meşgul etmiştir; demokrasi ile cumhuriyet arasındaki fark nedir?

Birisi demos- kratos (Yani halkın gücü), diğeri de res- publica (o da yine halkın politik, hukuk anlamındaki gücünün söz konusu olduğu bir yönetim şeklini  ifade ediyor..

Peki, aradaki fark nerede?

Birisi devletin yönetildiği siyasi rejimin adı, diğeri halkın kendi kurallarını kendisinin koymasının adı. Hani hep deriz ya İngiltere’de demokrasi var, ama krallıkla yönetiliyor..

Bu kavramlar arasındaki ince çizgiler bize birçok şey anlatır aslında…

Felsefenin birbirine çok karıştırılan bir kavram çifti de “ahlak ve etik” kavramlarıdır..

Çoğu zaman bu iki kavramı birbirlerinin yerine ve yanlış kullanırız. Sanki hemen hemen aynıymış gibi görünen bu iki kavram o kadar farklıdır ki…

Ahlaklı davranış belli bir gurubun, dinin, milletin özelliği olarak çıkar karşımıza. Yani bir topluma göre ahlaklı kabul edilebilen bir şey başka bir toplumda tam tersi olarak anlaşılabilir.

Ahlakın ölçülendirilmesinde toplumun gelenek ve göreneklerine uymak, dinin kabullerini yerine getirmek çok önemli bir yer tutar. Bu gelenek ve görenekler, dini uygulamalar(ritüeller), tabiidir ki toplumdan topluma değişir. Çok saygılı, nazik, zarif insanlar olarak tanıdığımız Japonlar, her yılın belli bir döneminde yemedikleri halde binlerce balina öldürmeyi kahramanlık olarak görürler. Bu, onlar için tabudur, kutsaldır. Oysa bizim için ya da çevre koruyucuları için vahşettir. Keza, Norveçlilerin fokları bir festivalde katlederek denizi kana bulamaları çılgınca, dini bir şölen olarak kutlanıyor.

Yani bir toplumun ahlaki, kutsal saydığı bir şey başka bir toplumda vahşet olarak görülüyor. Oysa etik, evrensel değerlerin toplamını ifade eden bir kavram. Yani, Şu ya da bu insana, şu ya da bu topluma, şu ya da bu zamana göre değişmiyor. Sevgi gibi, güvenmek gibi, dostluk gibi…

Başkalarının özgürlük alanlarına girmemek, haklarına tecavüz etmemek, onurunu kırmamak, insan ve insanlık onurunu ayaklar altına almamak, yaşama hakkına, kendini ifade etme hakkına saygı… Bütün bunlar kişiden kişiye zamandan zamana değişmez. Ve evrensel erdemler, değerlerdir.

İşte etiğin konusu bu değerlerin korunmasıdır. O yüzden etik, ahlak kavramını içinde barındıran bir üst küme olarak düşünülebilir…

Kavramların kökenleri, aralarındaki ince ayrıntılar, araştırılması çok zevkli bir konudur aslında. Tabi daha önemlisi, kavramları yerli yerinde kullanmamız, kendimizi doğru kavramlarla ifade etmemiz, daha sağlıklı düşünmemizi, dolayısıyla sağlıklı davranmamızı sağlar, ilişkilerimizde güçlü ve güvenilir olmamıza yardımcı olur.

Ama şunu hiç unutmamalıyız;  Sağlıklı ifadelerin, ilişkilerin adımı hep iyi niyetle atılır. Eğer fikriniz erdemliyse, sözlerinize  mutlaka yansır.. Dervişin fikri neyse zikri de odur…

Dünyanızı erdemlerin ışığı aydınlatsın, Hoşçakalın…

 

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir yanıt yazın