T.C. Devleti'nin Kurucusu, Banisi Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Diyor ki; "BÜTÜN ÜMİDİM GENÇLİKTEDİR" Ve Türrk Gençliğine, "Benim doğum günümdür" de dediği, Milli Mücadelenin Anadolu'da örgütlü başlangıcı olan Samsun'a çıktığı günü bayram olarak armağan ediyor. Gençlerimiz başta olmak üzere, 19 MAYIS ATATÜRK'ü ANMA GENÇLİK ve SPOR BAYRAMIı'mız kutlu olsun...

ETİKETLEME, OLDUĞU GİBİ KABUL ET!

yargı

Hesapsızca, düşünmeden, anlamadan yargılamak, eleştiri oklarını fırlatmak günümüzün en büyük hastalığıdır. Hemen hemen her konuda bilgi sahibiyiz ve o kadar eminiz ki kendimizden, acımasızsa, zalimce yargılıyoruz bizim gibi olmayanları. Daha meselenin ne olduğunu anlamadan, olayın iç yüzünü görmeden, insanların hayatının içeriğini bilmeden, yaptıkları seçimlere neden olan faktörleri anlamadan, pat “etiket” hazır, hemen yapıştırıveriliyor. Durun bakalım bir bu kadar kolay mı bir insanı tamamen kendi bakış açınızdan, sizin değerlerinizden yargılamak? Hem sonra nereden biliyorsunuz inandıklarınızın, değer verdiklerinizin doğru olduğunu? Kime göre ve neye göre doğru onlar? Nasıl bu kadar emin oluyorsunuz? Onlar sizin hayatınızda, kendi yolunuzda yürürken almış olduğunuz kararların neticesi ve sıkı sıkıya bağlı olduğunuz değerler, sizin yaşadıklarınızın, deneyimlerinizin sonucu.

Şimdi söyler misiniz, eğer alınan kararlar, yapılan çıkarımlar sizin hayat tecrübenizin sonucu ise, bir başka insanı yaptığı seçimlerden, seçtiği hayat tarzından dolayı yargılamak adil mi?

 O insan dünyaya geldiğinde siz yanında yoktunuz, ilk adımlarını nasıl attığını ve o adımları atarken nelerin onu teşvik ettiğini bilmiyorsunuz..ilk gözyaşlarını döktüğünde de yanında değildiniz.. Neden ağladı asla tam olarak bilemezsiniz.. Ne evinin içine girebildiniz aile yaşamını bilebildiniz, ne okul sıralarını okul günlerini, ne yaşadığı aşkları bildiniz, ne de atlattığı hayal kırıklıklarını. Ne üzüntülerini onunla birlikte yaşadınız ne de sevinçlerini. Ona ne kadar yakın olursanız olun, ne kadar tanıdığınızı zannederseniz zannedin siz aslında onunla ilgili hiçbir şey bilmiyorsunuzdur ve tabi ki o da sizinle ilgili hiçbir şey bilmiyordur. Bir insan hakkında bu denli bilgisizken onu acımasızca yargılamak, bilgelerin deyimi ile cahil cesaretinden mi kaynaklanıyor acaba? Bilmemek, insanları rahatlattığı için mi yargılamak daha kolaylaşıyor?..

Çevremizdeki herkes birer yargıç olmuş çıkmış, insanlara yapmaları ve yapmamaları gerekenleri diretip duruyorlar. Hatta bu yargıçlık görevi artık kişilerle de sınırlı değil, toplum bu mesleği üstlenmiş, medyamız yargıç olmuş; “insan mühendisliği” yapılıyor adeta.. Ne kadar da zorlaştı kendin gibi olabilmek, istediklerini gerçekleştirebilmek. Dayatmalar, sınırlamalar.. Senin için belirlenen roller var ve onları yapmak zorundasın!.. Bir kaftan dikmişler üzerine bedenine uysa da giymelisin, uymasa da. Yok, eğer giymezsen o kaftanı, dilinde zehriyle, hain bakışlarıyla, ”cık cık” kınamalarıyla bekliyor cahil toplum mühendisleri.

İnsanoğlu şaşırtıcı şekilde meraklı başkalarını eleştirmeye, biçimlendirmeye, kendi doğrularını dikte etmeye odaklamış.  Hanımlar davranışlarını beğenmedikleri nişanlılarını, kocalarını “yontmaya”, Beyler kılık kıyafetiyle, davranışlarıyla eş adaylarını ailelerine uygun hale getirmeye olanca güçleriyle çırpınıp duruyorlar. Oysa bu durumda ortalıkta sevgi de yok, samimiyette, denebilir. Bir kişinin değişmesi için ısrarla çaba harcıyorsanız, o kişiyi  gerçekte sevmiyorsunuz demektir.

Yalnızca bu yargılama, değiştirme, kontrol etme hastalığı sadece çiftler arasında yaşanmıyor tabiiki. Bu virüs yakın çevremizde, arkadaşlarımızda, hatta kendi kanımızda bile var. Hatta en büyük, en sert eleştirileri kendimize yapıyoruz. Çünkü en başından beri yapılacaklar ve yapılmayacaklar listelenip sunuldu önümüze. Çocukken maruz kaldık eleştirilere, yargılamalara. Artık yanımızda birileri olmazsa bile kendimizi yerden yere rahatlıkla vurabiliriz! O parmaklar sürekli havada birilerine gösteriliyor. Kıyafetlerimiz, mesleğimiz, ne yaptığımız ya da yapmadığımız, konuşmamız, tavırlarımız, tutum- davranışlarımız, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz, ilişkilerimiz, dış görünümümüz, harcadığımız para her şey birer eleştiri konusu. Zannedersiniz ki her gün bir jürinin önüne çıkıp puan alıyorsunuz.

Lütfen yeter artık! Bırakın insanlar nasıl görüneceklerine kendileri karar versin, yapacakları ve yapmayacaklarına kendileri karar versin. Hayatımızdan çıkaralım şu kınamaları, yargıları. Biliyorum zor, çocukluğumuzdan beri yoğun bir şekilde zehirlenerek büyüdük çünkü. Herkesin hayatına fütursuzca karışabileceğimize, bizim de çizginin dışına çıkarsak hedef tahtası olabileceğimize inandırıldık.

Yargılamaktan ve eleştirmekten kurtulmanın en kesin ve kestirme yolu, insanları olduğu gibi kabul etmektir. Kimseyi değiştirmeye uğraşmayın ya da neden böyle diye düşünmeyin. Olduğu gibi kabul edin…

Zaten mükemmel insan yoktur, siz de mükemmel değilsiniz ben de. Sevmediğiniz ya da istemediğiniz insanları hayatınıza alıp, iyilik meleği rolü üstlenin demiyorum. Başkalarının hayatlarına müdahale etmeyin, seçimlerini sorgulamayın diyorum. Varlıklarına ve yollarına saygı duyun. Bizler Allah değiliz,  savcı da değiliz, insanlar hakkında hüküm verme hakkına sahip değiliz, o yüksek bilinçte de değiliz. Herkes kendisine gelmeli. Sürekli didiklemek ya da eleştirmek yerine kendi hayatımızı yaşayalım ki, bu aslında huzurlu ve keyifli olan yaşam şeklidir de…

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir yanıt yazın