T.C. Devleti'nin Kurucusu, Banisi Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Diyor ki; "BÜTÜN ÜMİDİM GENÇLİKTEDİR" Ve Türrk Gençliğine, "Benim doğum günümdür" de dediği, Milli Mücadelenin Anadolu'da örgütlü başlangıcı olan Samsun'a çıktığı günü bayram olarak armağan ediyor. Gençlerimiz başta olmak üzere, 19 MAYIS ATATÜRK'ü ANMA GENÇLİK ve SPOR BAYRAMIı'mız kutlu olsun...

Beyaz altından Beyaz zehre

4812611934_448af23196_b

Mutfağınızda bulundurduğunuz tuzun, gerçek tuz değil, sadece NaCl(sodyumklörür) olabileceğini ve bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz?..  Bildiğimiz sofra/yemek tuzunun ana ögesi her ne kadar NaCl olsa da aslında doğal tuz kimyasal olarak çok fazla elementten oluşuyor. Bunlardan bilinenlerin sayısı 84’tür ve NaCl bunun sadece iki tanesini oluşturuyor. Doğa, aslında doğal olan her şeyde bütünün olmasını sağlıyor. Buna göre, insan bedeni de sadece  su ve tuzdan oluşuyor ve bu tuz da aynı doğadaki tuz gibi bu 84 elementten oluşmakta. Ve önemli olan elementin kendisi değil, onun içerdiği enerji potansiyeli, bilgisi; dalga boyutu veya frekans deseni oluyor.

 Doğal tuzda fizik bedenimizde de bulunması gereken tüm elementler mevcut. Dolayısıyla; vücudumuzda herhangi bir element eksik olduğunda bunun tuzda mevcut olduğunu düşünebiliriz. Bu % 100 rezonans (titreşim) demektir.

 Tuz kelimesinin etimolojisine gelince… Latinceden ‘salare’den gelmekte olduğu bilinir ve İngilizce salt kelimesiyle de bağlantı kurulur. Aslında Sal kelimesinin aslı ‘sol’ kelimesidir ve eski Türk dilinden gelir. Yaratılışta sol’dan ortaya çıkan ve Tanrıdan gelen güce atalarımız ‘solug’ demişlerdir.

2765296401_ed23f2f5a9_o

Sol aynı zamanda, Latincede ve İtalyancada Güneş demektir. Böylece ‘sole’ güneş ışığı, biyofoton, ışık kuvantı, atomlarıdır. Bu yüzden güneş ışınlarını yeterince almayan birçok insanda, bedenlerindeki sodyum klor fazlasına rağmen, tuz eksikliği çıkabilmektedir. Bu onların damarlarında ışık olmadığını gösterir. Yani bedensel bütünselliklerini kaybetmişlerdir.

Dünyadaki tuzlar nereden geliyor?

Bilim diyor ki; milyonlarca yıl öncesinde var olan ve 250 milyon yıl öncesine kadar da mevcut olan ana deniz, güneşin de etkisiyle kurumuştur. Kuruma esnasında 84 elementin elektromanyetik güçleri tuzun kristal kafesleri arasına bağlanmıştır. Kayda değer olan da, ana denizin içindeki tuz yoğunluğunun, yapısının, biz insanların fizik bedenlerimizdeki gibi oluşudur. Bu da oransal olarak, % 0,97’ye tekabül eder. Ve yine heyecan verici olan, tuzun içerdiği elementlerin aynen bedenimizde de mevcut olmasıdır. Aynı güneş ışığında olduğu gibi, kristalin ‘sole’ karışımı belli bir ışınıma maruz bırakıldığında, bir kaç hafta içinde, kendiliğinden amino asitlerin oluşmaya başladığını görürüz. Çünkü; hayatiyeti oluşturan albümin yapıtaşları, yani organik yaşam oluşmaya başlıyor. Bunun nedeni, sole’in içinde ‘her şey’ saklı(kodlanmış)olduğu içindir!.

1897 yılında, SchuBler (SchuBler tuzların kurucusu) insan bedeni yakıldığında geriye sadece  tuz kaldığını tespit etmiştir.  Aynı şekilde modern bir çöp yakma tesisine gittiğinizde depoların  beyaz tuz artıklarıyla dolu olduğunu görürsünüz.

Tuz kristalleri küp şeklindedir ve bilinen 5 platonik şekilden biridir. Bu küpün içinde, kristal kafesin içinde  bütün frekans dalgaları, desenleri mevcuttur.

Bedenimizde tuz olmasaydı hiç bir hafızası oluşmaz, beynimizde düşünme fonksiyonu olmazdı, düşünemezdiniz. Rivayet edilmiştir ki, eskiden yemeklere tuz, yemeklerin lezzetli olması için değil, düşünme yetisine sahip olabilmek için konulurdu. Daha sağlıklı, dış etkenlere dirençli olması için yeni doğan bebekleri tuzlarlardı. Ayrıca belli bir titreşimi bir yerden başka bir yere aktarmak için kullanılıyor.. Daha bir çok anlamda değer yüklendiğinden söz edebiliriz.

Sözgelişi, eskiden tuz hakları, tuz savaşları, tuz yolları terimler mevcuttur.

Tuzun atom yapısı moleküler değil, elektriksel olarak görünüyor. Tuzu suya koyduğunuzda ve çözüldüğünde, sole, yani 3cü boyut ortaya çıkıyor ve böylece iletkenlik meydana geliyor. Bu suyu buharlaştırdığımızda tekrar tuz elde edebiliyoruz. Bu karşılıklı tesirden dolayı tuzun nötr hali olduğu söylenebilir, böylece bedende tuz ile her şeyi dengeleyebiliriz; bedenin içinde, dışında, tüm titreşim oranlarını tamamen nötralize eder.

Tuzun ruhsal açıdan etki alanı da vardır. Eskiden, yeni evlerin dört köşesini tuzlarlardı. Bunu kötü ruhları kovmak veya uzak tutmak için diye açıklarlardı.. O zamanların kötü ruhları bu gün negatif enerji(ler) olarak yorumlanmakta; yatak odaları başta olmak üzere, evlerde negatif enerjiyi alsın diye kaya tuzu heykeller, gece lambaları vb. eşyalar bulundurulmaktadır.

Bugün artık; sadece tuzun kristal yapısından dolayı radyasyonu nötralize etmemizin mümkün olduğunu biliyoruz. Örneğin, atom çöpü olan radyasyon atıkları tuz depolarında saklanıyor. Tuzun sırrında onun geometrik şeklinde saklıdır. Tuzun kristal şekli, titreşimi, fizik bedenimizi olumlu etkilemektedir. Çok eski zamanlardan günümüze süregelen gelenektir; misafiri tuz ekmekle karşılamak, dostluğun simgesidir.. kişiyle dost olma, dost kalma arzusunun göstergesidir. Masada tuzunuzu paylaştığınız kişiyle dost olunur, çünkü onla aynı frekansta titreşirsiniz.

 Suya biraz tuz ilave ettiğinizde iletken olur demiştik; okul zamanlarımızı hatırlayın: tuzlu suda  lamba yanar. Aynı şekilde sizin bedeninizin içindeki lambalar da yanar, sizin de iletkenliğiniz yükselir. Bedende herhangi bir yerde iletkenlik kesintiye uğrarsa; ağrılar başlar ve devre kurulmazsa,  kronikleşir. Bu durumda eski iletkenliğinize kavuşabilmeniz için doğanın tuzuna ve suyuna ihtiyacınız vardır. Rafine edilmiş tuza değil.

Bedenimizin tuz ihtiyacı günde 0,2 gr.dır ama o miktar çok önemlidir. Tuzun bedendeki fonksiyonu, bedenimizin fiziksel anlamda bir arada tutulabilmesi, ozmos işleminin çalışmasını sağlamasıdır. Aksi takdirde 100 litre su içersiniz. Bedeninizde tuz olmayınca, susuz kalmış gibi susuzluktan ölürsünüz, çünkü tuzun sayesinde aldığınız su hücrelerinizde tutulabiliyor, hücreleriniz elektriğine kavuşuyor, düşünebiliyor ve düşündüklerinizi uygulamaya imkân buluyorsunuz. Bunun için bedeninizdeki tuz oranı, sizin düşünme hızınızı ve kapasitenizle eşdeğerdir.

Size tavsiyemiz: kendinizi rafine edilmiş ürünlerden koruyunuz, tuz da dâhil. Sonuçta, damarlarınızdaki tuz sayesinde bedeninizde ölçülebilir enerji, ölçülebilir elektrik oluşuyor. Örneğin, hastaneye ambulansla alınan bir hastaya tuz infüzyonu verilir, kana destek olmak için değil, elektrik devresini tamamlamak için. Devre kapanamadığı takdirde, ışığınız sönecektir. Bunun için de NaCl değil gerçek tuza ihtiyacınız var. Tıpkı makinanızın kireçlenmesini önlemek için çamaşır makinenizde kullandığınız kalgon tuz gibi, bedeninizde  moleküler bağlantıları çözüp atmanız lazımdır.

Bedenimizde kan dolaşım sistemimiz olduğu gibi bir de tuz devir daimi mevcuttur. 1 çay kaşığı doğal tuzu bir su bardağı suyla içtiğinizde 6 dk. İçinde elektronik dengenizi düzeltmiş oluyorsunuz. İçtiğiniz tuz/su karışımından dolayı morfogenetik alanınız tamamen düzelir ve organlarınız eski enerjisine kavuşur. ‘Sole ‘ile bir küre başladığınızda bedeninizin bataryalarına sıvı güneş ışığı vermiş oluyorsunuz. Bu sole sayesinde bedeninizden atıkların çıkması sağlanacaktır. Bedeninizde bulunan yüzlerce mikrop, bakteri, mantar ve virüs çeşitlerini nötralize edersiniz. Bu da doğal olarak sağlık demektir.

 Bedeniniz asit/baz dengesini de tuz sağlıyor. Normal koşularda %70 baz ve %30 asit olmalı, fakat gıdalarımız endüstriyelleşmesinden dolayı bu denge %80 asit- %20 baza doğru kaymış durumdadır. Bu da birçok hastalıklara temel oluşturmakta. Bunlardan kurtulmak için sadece doğal tuza ihtiyaç var. Örneğin, tuzlu su buharını solduktan 25 dakika sonra, balgamınızla birlikte belki 10 sene önce kullandığınız antibiyotikler bile çıkar. Bu doğal tuzu yemeklerimizde de kullanmalıyız, çünkü bedenimizde ne kadar zararlı madde varsa, bu tuzun etkisiyle nötralize olacak ve zamanla atılabilecektir.

 Kısaca, yazdıklarımdan, şunu anlamanızı istiyorum; bilinçlilik, şuurluluk ve sağlık durumunuzun iyi olması için DOĞAL TUZ kullanın ve kaliteli yaşayın!

 

 

Billur Memmedli

Billur Memmedli (İsmailova); bu güne kadar sevdalı olduğu ve çok önem vererek, bu güne taşıdığı tamamlayıcı tıp yolculuğuna; 1973 senesinde, tıp biyolojisi bölümü öğrencisiyken para pskoiojiyle başladı .Akademik kariyerini Moleküler Biyoloji, doktorasını da Mikrobiyoloji dallarında yaptı. O yıllardan beri master olarak uygulamakta olduğu Reiki, Karuna Reiki ile biyoenerji, fitoterapi, akapunktur, renk terapi, kristal terapi, ,imgelemle teknikleri gibi tamamlayıcı tıp konularında; ve psikoterapi, psikoanaliz alanlarında halen de bilgilerini zenginleştirmeye davam etmektedir. Morsu adını verdiği bir kişisel gelişim merkezi vardır. Mirasımız Helogenetik Hafıza: Karanlıktan Sevgiye Yolculuk ve Kozmik Aile Düzeni kitaplarının yazarıdır.

Bunlar ilginizi çekebilir...

Bir yanıt yazın